
Sanatçının sitesine buradan ulaşabilirsiniz
Populer kültür ikonu olarak kadını bedenini ele alıyor.
Bir kadın dergisini okurken Britney Spears ,Ashley Judd ve Nichole Kidman `bigi ünlülerin ayak fotoğrafını gördüğünü ve zaten hayatınmıza gerektiğinden fazla sokulan bu populer kültür imgelerini biraz daha abartarak ironik bir yaklaşımda bukunmak istediğini belirten Wang Du, sergisine 3 güzeller adıyla aldığı çalışmasında çok ünlü 3 aktristin dev ayak heykelleirne yer veriyor.
Küratörlüğünü Ali Akay ve Levent Çalıkoğlu’nun yaptığı Public Page 48,49,51 adlı sergide Çin asıllı Fransız sanatçı Wang Du, İstanbul’daki ilk kişisel sergisini Akbank Sanat’ta gerçekleştiriyor.
Küratörler
Ali Akay, Levent Çalıkoğlu
1999 yılında küratör Harald Szemann’ın gerçekleştirdiği Venedik Bienali’nde uluslararası sanat camiasının dikkatine çeken, Çin asıllı Fransız sanatçı Wang Du, İstanbul’daki ilk kişisel sergisini Akbank Sanat’ da gerçekleştiriyor. Çalışmalarında perspektif yanılsamaları ile ilgilenen Wang Du’nun sergide yer alan Üç Güzeller’inin, yukarıdan aşağıdan ve de doğal perspektiften bakışını abartılı bir biçimde verdiği üç kadın heykeli, sanat tarihinin perspektif ve sonrasına gönderme yapıyor. Medya ile bağantılı bu büyük heykeller Nicole Kidman, Britney Spears ve Ashley Judd gibi “Üç People’’ kadının ayaklarıyla ilgileniyor; ve bu üç kadını ayakta tutan yönlerini gösteriyor: Ayaklarını.

Wang Du’nun Humour Dolu Dunyası
Ali Akay
Wang Du Çin asıllı bir Fransız sanatçı olarak, Amerikan Pop dünyasının imajlarının içinden geçerek uluslararası medya dünyasını harmanlayarak, imajlarını yaratan bir sanatçı. Heykel eğitiminden gelmesine rağmen kendisine heyekeltraş diye adlandırmaktan ziyade üç boyutlu imajlar yaratan biri olarak görüyor. İmajlarını medya dünyasından temmellük ediyor ve de onların gücünü abartarak bize bir kere daha hatırlatıyor. Her seferinde üç boyutlu imajlar ortaya koyarak, imaj dünyasının yüzey üzerine kurulu yapısına hacim veriyor ve bir kez daha simülakrların daha simülakr hale gelmesini sağlıyor. Nedir Wang Du da bu imajlar dünyasındaki üç boyutuluğa onu iten güç ? Bir çeşit akarak birbiri ardından geçerek ikonlaşan ve sonra da bir daha hatırlamadığımız uluslararsı imajlara bir yerellik katıyor. Onları kendi dünyasının içine alarak bizlere ve kamuya yeni baştan sunuyor. Bir anlamda, Homi K. Bhaba’nın, Naipul için söyldiği terimi Wang Du için kullanabiliriz , zannediyorum: Yerel bir kozmoplit adını veriyordu, Naipul’un romanlarında Trinidadlı kahramanlar için, Bhaba. Wang Du ise, Çin ile çalışmalarını sürdürmekte; Batı dünyası ve Çin dünyası içinden geçerek, heykellerini kozmopolit bir uluslararasılık içinde gerçekleştirmekte, ama bir o kadar da Çinli olmaya devam etmekte. Malzemelerinin bile Çin’den geldiğini düşündüğümüzde, Wang Du’yu, Çinli bir kozmopolit sanatçı olarak görebiliriz; ancak Çinli değildir o sadece, aynı zamanda da, tam bir Fransız hayatındadır; ‘‘Wang Du Studio” olarak adlandırdığı mekanı Paris’in banliyösündedir. Bu şekilde de studio bizi Rönesans ‘ın kapalı gizli mekanına yapılan bir gönderme gibi durmasına rağmen aslında Wang Du’nun kendi dünyasını arkadaşlarına ve sevenlerime açtığı bir alan olarak görmek doğrun olacaktır. Yoksa ‘‘cabinet de curiosite”lerine bakan bir papazın studiola’sı değil. Bu devasa alanında her şey oluş halindedir. Yapılanlar da yapılamaya ve yeniden üretlmeye devam etmektdir. Orası da bir Fransız Çin dünyasının uluslararası, her dilden medyanın gelip geçtiği, Wang Du’nun bir ilgi alandır. Yenilir içiler, dans edilir ve asıl olarak da çalışılır, en başta.
Wang Du’nun üç boyutlu imajlarında hissedilebildiği gibi, bonkör bir kalbi vardır ve bonkör kalbinin üç boyutlu imajlarında yansımasını farketmemek imkansızdır. Bir ironiyi barındırmaktan çok büyük bir humour’a sahiptir, onun kalbinden çıkan eserleri. Alay etmez , ama eleştirerek, humour’la yaklaşır medyatik kişiliklere.. Bu imajlar medyada olduğu gibi, kendi içlerinde anlaşılırdırlar. Bonkörlüğü de buradan gelmektedir. Enteklektüel veya olmayan ayrımına girmeksizin, sanki Çin kültür devriminin 1960’lı yılların ikinci yarısında kafa ve kol emeğini ayırmaktan geçen ve bu nedenle de bütün bir batı marksist enetelektüel dünyayı allak bullak eden Çin devrimini eserlerinin esintilerini yaparken sürdürmektedir. Hiyerarşi düşünmez Wang Du, herkesin görebileceği ve anlayableceği imajları medyatik alandan alarak görünürlük biçimlerine sokar. Bu anlamda onun eserlerine bakanlarda kafa ve kol emeği hiyerarşisi görülemez. Her zaman devasadır, çalışmaları; nerdeyse abartılı bir bakış içinde Rablais’ci karnavalesk bir hale koyar onları. Her yerde şenlik vardır: Ama bu şenlik içinde gösterilen Balzac’vari bir insanlık durumudur; bir insanlık komedyasıdır.
Medya dünyası acımasızdır ve imajlar biribiri ardına dizilirlerken Warhol’un on beş dakikalığına sığdırdığı ikonlaşmanın tersine, Wang Du’nun humour dolu kalbi, bazı imajlara daha çok değer vermekteidr. İnsanların unutuğu olayların imajları Wang Du’nun üç boyutlu imajlarında saklı bir şekilde kendilerini muhafaza ederler. İmajlara çevirir nesneleri ve insanları. Her birisinin yeri ve öznelliği saklanarak, birbirlerine bağlanırlar. Hatta organları bile bazen fırlar ve ortaya çıkarak kendilerini özerkleştirirler. Artaud’nun Organsız Beden tanımında ifade edilediği üzere Wang Du da, Akbank Sanat’daki gösterdiği imajlarında ‘‘üç People” kadın imajının ayaklarına odaklanmaktadır. Onları taşıyan, imajların ayakta durmasını sağlayan nesneler olarak ayaklar, kadın bedenlerinden özerkleşerek, organsız bedenden ayrılarak, Jijek’in bir metaforunu kullanırsak, ‘‘bedensiz organlar” haline gelemeye başlarlar. Meyadan ödünç alınan bu üç bouytlulaşan imajlar, Wang Du’nun dünyasını oluşturur: ‘‘Bir medya olmak istyorum” diye seslenmiştir bize sanatçı Wang Du, tıpkı Warhol’un ‘‘Bir makina olmak istiyorum” demiş olduğu gibi. Kapitalizmin günümüze, birlikte işlediğini iddia edebileceğimiz Pop dünyasının analizini yapmaz Wang Du, ama imajlarını ikonlaştırmaya çalışan medyadan temellük edilmiş imajlarını yeniden üreterek, onlara eleştirel bir varlık kazandırır: Üç boyutlu bir imajın varlığını. Bizi düşünmeye doğru itmekten geçen bu ilişkinin üç boyutlulaşan heykellerden geçtiğini görmeye başlayabiliriz, Pop Dünyası, medya ve kapitaizmin üçlü ilişkisi içinde yer almaya başlayan bu imajlar, aslında bu işlikiyi de bize en humoristik şekilyle açar. Bu çalışmalarında Wang Du orijinale nazaran bu simulakrlaşan üç boyutlu imajlarında ölçek ve boyutları çoğaltır. Ayaklar öne çıkar ve insan boyunu aşar; Üç güzeller ise perspektif oyunlarını abartır. Yukarıdan veya aşağıdan bakıldığına göre, abartılmış boyutlar perspektiflerin ölçeklerini aşırı bir şekilde ortaya çıkarır. Persşpektifin doğal yanılsamısına karşın perspektifin bir temsili yanılsamanın kendisi olduğunu bize bir kez daha hatırlatır. Yüzeydeki imaj; başka bir boyuta çevirilirken, yeni boyutları imajın yeni ölçeğinde sunulur. Pop dünyasının ve medyanın çoğalttığı pop etksinin etkilerini ve abartılı kültürüne gönderme yapan Wang Du, politika ve gösteri arasındaki ilişkiyi vurgular durur.
Hollywood mitolojileri bunun ilk kaynağı olduğundan dolayı, günümüzdeki küreselleşen pop kültürü en abartılı şeklide vererek, abartının katarsisci etkisini azaltır, havasını alır ve mesafeli bir bakışa geçmemizi sağlayan yüzey etkisini meydana çıkarır.” Medya olmak istiyorum” önermesi bize dünyanın her yerdinde, her türlü imajı dolaşıma sokan medyanın herkesi etkisi altına alan dünyasına gönderme yapar. ‘‘Enfo-people”, Wang Du’nun yarattığı imajlardaki formlarla bize ‘‘mesafelileşme” (distanciation) etkisiyle eleştirel bakışı kuvvetlendirir.
Medyatik ikonlar artık defolarıyla birlikte abartılı bir şekilde karşımızda asılı bir halde durmaktadırlar, bize hayaler yaratan ve bu hayallerin gerçekleşmesini asgaride sunan dünyasal bütünleşmiş kapitalizmin sıkışan dünyası gözlerimizin önüne gelir. Artık, düşünürken, eğleniriz. Eğlencede ise, ki sanatın tekabülü haline gelmiştir, ‘‘post-medyatik” bir dünyanın nasıl oluşturulacağı sorusunu, bize, sordurmaya başlayabilir.
Seyirlik imajların heykelleri
Levent Çalıkoğlu
Wang Du’nun hatırı sayılır derecede izleyici kitlesi bulunan magazin dergilerinden büyüttüğü kadın ayakları ne kadar aşırılık taşıyorsa, popüler kültürün kendini konumlandırdığı alan da o denli kurnaz bir basitlik ve sığlık sergiliyor. Görünüşün ifşası, içi doldurulmaya çalışılan kültürel boşluğun ifşasıyla bütünleşiyor; her türlü abartının görsel baskınlığı insan bedeninin sıradanlığını yüceltirken aslında onu yerin dibine sokuyor. Süperstar kadın imajı, söylem olarak ondan ayrı düşünülen, ama burada yuvarlak içine alınan şekliyle hiç de ayrı olmadığı vurgulanan bir uzuv, algılayış düzenimize ayrıksı bir işaret olarak sunuluyor. Bu, düpedüz görünüşün ve ondan kaynaklanabilecek gerçekliğin kaybını, yitimini gösteriyor. Baktığımız ile gördüğümüz arasında bir özdeşlik kurmamız, hayallerimiz ile hayal kırıklığımız arasında bocalamamız isteniyor.
Söylemlerin yarışma alanı olan popüler kültür, kendi kurduğu zeminin kayganlığını, güvenilmezliğini, çalkantılı yüzeyini ne kadar çok maniple ederse o kadar başarılı olacağının farkında. Söylediğini yalanlamak, olanları çarpıttığını açıklayarak özür dilemek gibi bir kaygı ve mahcubiyet sergilemediği gibi, bu tavrın kendisine bir zenginlik kattığını da düşünüyor. Kendi geçmişini ve tarihini ne kadar çok bozguna uğratırsa iyi, çünkü bu sayede varoluşunu ve gündemini meşrulaştırıyor. Bugün ve tüm bugünler üzerine kurulu bir hatıra küpü bu. Bu dengesizlik ve söylem karmaşası, nasıl ayakta kaldığını ve nefes aldığını da gösteren bir korunak onun için. Dil ve anlam düzeyinde boşlukları kollayan sürekli bir konuşma hali, söyleminin sınırsız zenginliğinde yeni bağlamlar inşa etme, yeri geldiğinde çocuksu mutlu bir oyun, yeri geldiğinde hırçınlaşan bir merak ve her şeyi ifşa etme güdüsü. Tümü de onun kendisinden zevk almasını sağlayan ayartıcı çıkmaz yollar.
Burada gördüğümüz şekliyle estetik popülizmin görsel belleğini kuran bir tasarım ürünü olarak bir dergi sayfası, imajı yüceltmekle kalmıyor aynı zamanda medyanın silahlarının ne kadar profesyonelleşeceğini de gösteriyor. Wang Du’nun hiçbir eksiltme yapmadan satın aldığı dergideki sayfanın görsel ve söylem düzenini kullanmasındaki düşünsel neden de bundan kaynaklanıyor. Şaşırtıcı bir biçimde sayfa düzeni söylemin kendisi ile özdeşleşerek, neredeyse katıksız bir inandırıcılık inşa etmeye başlıyor. Renkler, tipografi, taramalar, yuvarlak içerisine alınan ayrıntılar… Her biri popüler kültürün vazgeçilmez unsurları olarak ana fikre hizmet ediyor.
Popüler medya, izleyicisine her yeni haberi bir müjde havasıyla sunar. Bu tantanalı gösteri gereklidir çünkü popüler kültür ve onu var eden imaj başka türlü meşrulaşamaz. Hepimizden farklı olan bir “güzelliğin”, “güzel” olmayan kısmı, okuyucunun rahatlaması için dergi tarafından gönderilen fotografik bir vahiydir. Süperstarın aslında imrenilmemesi gereken kusuru, (Nicole Kidman’ın başparmağının çarpıklığına bir daha bakın!) imrenecek olanın eksikliğine ortak olur. İkonda olmaması gereken gösterilir, bu aynı zamanda okuyucunun avunması gereken bir şeydir. Ama bu tespit geçici bir yanılsamadır çünkü bir sonraki sayfa ya da sayıda ikon hâlâ ikon olarak yüceltilir. Bu ifşa ve unutturma düzeneği, tüm kafa rahatlatan dergilerin okuyucusuna sunduğu güven aşılama metaforudur. “Süperstar süperstardır. Kimse kimsenin yerine geçemez. Ama bil ki sende kimsenin yerine geçemezsin!”
Bu imajların sunumunda sapkınlık ile fetişleştirme, yüceltme ile değersizleşme at başı gitmek zorundadır. Her şeyin mükemmel olduğu bir dünyada izleyicinin arzularına, her şeyin değersizleştiği bir yaşamda ikona da yer yoktur. Popüler kültürün ikonları bir gediği kapamak ama aynı zamanda yeni delikler açmak için vardır. Onlar hem özenilecek hem de sorgulanıp, didik didik edilecek birer yamalı kahramandır. Onları var ve yok etmek, tıpkı burada olduğu gibi basit bir tasarım ve imaj sorunudur. İmajlar kırılgandır ve kırılgan olanı göstermenin yol haritasını da medyayı yönetenler tasarlar. Medyayı inşa eden figürlerin en az süperstarlar kadar popüler olmalarının (ya da olmayı istemelerinin) tek nedeni, neyin kolaylıkla kırılabileceğine dair spekülasyon kurabilmeleridir.
Bu imajlar karşısında kaygı, yabancılaşma ve nedensiz bir sorumluluk duygusu hissetmemiz istenmez. Bugünün dünyasında psikopatolojisi bozuk bireylere rağbet ve yer yok. Daha çok parodi boyutunda bir deneyim, kimliğin şiddetli bir şekilde dışavurumu ve söylem labirentinde kaybolmamız beklenir. Buna, görseli görünce elektrik akımı almış gibi harekete geçmesi istenilen bir birey davranışı da diyebiliriz. Arada bir, izlediğimizden başka her şeyin değersizleştiğini düşünmemiz istenir ama bu tıpkı hayatın gelip geçiciliğini bilmek gibi ufak bir yarılmadır sadece. Hemen ardından bir abartı eşliğinde telafisi mümkün olmayan bir yüceltme performansı sergilememiz beklenir. Yaşamsal enerji sürekli parlatılmalı ki, normdan kopma bir süre sonra telafi edilebilecek bir boşluk oluştursun.
Wang Du, imajların patladığı bir dünyada onları büyük gösterişli heykellere dönüştürüyor. Göstermek istediklerini heykel formu ve diliyle gösteriyor olması da doğrusu manidar. Gerçeğin yapay bir kopyası olduğu için mi yoksa onun yerini dolduramayacağını bildiğimiz için mi bilinmez, heykelin algılanışında hep bir eksiklik belirir. Kendimizi üç boyutlu görmenin rahatsızlığını da eklediğimizde heykelin anlamından çok onun benzerliğini masaya yatırırız. Buradaki şekliyle heykel, imaja hapsolmuş gerçekliğin abartılmış kopyası, yeri iki boyutlu yüzey olan bir hakikatin anlam kazanırken anlamsızlaşmasıdır. Medyanın abarttığını Wang Du, devleştiriyor. Korku ile merak karışımı bir duygu ile heykelin ifşa edilebilir bir şey olduğunu göstermeye çalışıyor.